Livre · Pembe İncili Kaftan
Page 18 sur 23
Auteur: Ömer Seyfettin
Temps0:00
Vitesse (WPM)0.0
Précision100.0%
Clique sur démarrer puis tape exactement les lignes. · Retour arriere desactive — continuez meme apres une erreur.
Kendisinin daha görmediği şeye sahip olan bu zengin elçiye karşı
nefsinde derin bir garez duydu. Onu hakareti altında ezmeye karar
verdi. Huzuruna kabul etmezden evvel tahtının arkasına
cellatlarını hazırlattı. Tahtın önündeki dibâ şilteleri,
ipek seccadeleri kaldırttı. Sağında vezirleri, solunda
muharipleri duruyorlardı.
...Muhsin Çelebi, geniş somaki kemerli açık kapıdan serbest
adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her vakitki gibi yukarda, göğsü her
vakitki gibi ileride idi. Koynundan çıkardığı nâme-i
hümâyununu öptü. Başına koydu. Sonra altın tahtın üstüne
-allı, yeşilli, mavili, morlu, ipek yığınlarına sarılmış,
sırmalarla, tuğlarla, sancaklarla bağlanmış gibi- garip bir
yırtıcı kuş sükûnetiyle tüneyen Şah'a uzattı. Ayağı
öpülmeyen Şah gazabından sapsarı kesildi. Gözlerinin beyazları
kayboldu. Nâmeyi aldı. Muhsin Çelebi, tahtın önünden
çekilince şöyle bir etrafına baktı. Oturacak bir şey yoktu.
Gülümsedi. İçinden: "Beni mecburen ayakta, hürmet vaziyetinde
tutmak istiyorlar galiba..." dedi. Bir an düşündü. Bu hakarete
nasıl mukabele etmeliydi? Hemen sırtından Pembe İncili Kaftan'ı
çıkardı. Tahtın önüne, yere serdi. Şah İsmail, vezirleri,
kumandanları aptallaşmışlar, hayretle bakıyorlardı. Sonra bu
kıymettar kaftanın üzerine bağdaş kurdu.
Clique sur démarrer puis tape exactement les lignes.
Non démarré